Pazartesi, Kasım 13

hanover

evet, doktora bitti. bize de gainesville'i birakip gitmek dustu. fiziksel olarak mekan degistirirken sanal alemde de bir degisiklik fena olmaz dedim. hanover fikri boyle ortaya cikti. temelli oraya da tasinabilirim, arada sirada buraya da yazmaya devam edebilirim. henuz karar vermedim. benden soylemesi...

Perşembe, Ekim 19

geriye bir tek bu kaldi

plaka onceki motorun hasarinin izlerini uzerinde tasiyor. bu sefer motor sagsalim baska birine satildi.

dun gelip aldilar. ulan gitti guzelim motor be! bir daha tekrar ne zaman motor sahibi oluruz bilinmez ama yabanci bir insanla beraber ufukta kaybolan bizim cabbar honda'nin manzarasi huzunlu bir sondu...

Cumartesi, Ekim 14

zubeyir ile nesligul

onlar bir efsaneydi.
aralarindan tuz biber sizmazdi.

kedi-kopek seven kisilerdi.
bir gun sarilir koklasir,
bir gun kapisirlardi.
ama tekrarliyorum onlar bir efsaneydi.
bu onlarin hikayesi...


taniyin onlarin,
sevin onlari.
cunku onlar zubeyir ile nesligul...

Cumartesi, Ekim 7

muzik ruhun gidasi

burada unutmusum yazmayi, yeni albumum agustos ayinda cikti. ciktigi anda benim listemde ilk siralara tirmandi, haftalarca baska bir sey dinlediysem ne olayim:



yandaki profil yazimin da bu vesileyle son kullanma tarihinin gecmis oldugunu farkettim. heyecanli bir sey. insan ister istemez 2-3 sene oncesine gidiyor. bilgisayar basinda oflayip puflarken ya da onunde haftalarca ugrastigin ve bi boka yaramadigini farkettigin prototiple konusurken (hay senin gibi prototipin!) doktoranin bitmesi cok uzak geliyordu (ben nerde yanlis yaptim? nidalari arasinda)...

arada soranlar oldu, nasil hissediyorsun kendini, farkli bir his var mi diye. valla ben ayni memet'im (simarmadim, nerden geldigimi unutmadim, beni sizler yarattiniz sevgili halkim!). su anda ise ikinci albumum uzerinde calisiyorum, yakinda muzik marketlerde yerini alacak. soyle bi sey:

Salı, Eylül 26

takometre

doktora bitince hafiften toparlanmaya baslamak sart oldu. ilk etapta da arabayi elden cikarma sorunsali var. ama arabayi elden cikarmak icin de once bir kac zorunlu tamiri yapmam/yaptirmam gerekiyordu. asagida yakisikli bir fotografi olan benim 93 Nissan Maxima senelerdir az cilemi cekmedi.


bir kac zamandir arabayi hiz gostergesiz kullaniyordum. zira hiz gostergesi kafasina gore bazen 0, bazen 40, bazen de 125 mili gosteriyor, kendisine cok guvenemiyordum. ben de etrafta giden baska arabalara gore hizimi ayarlama konusunda usta oldum ister istemez. etrafta araba olmadiginda da serce parmagimi camdan disari cikarip ruzgarin hizini tahmin ediyordum (yalan). neyse bu sekilde arabayi kimsenin almayacagini dusunerek arayislara girdim. elin tamircileri tamir etmek icin astronomik fiyatlarla karsima cikinca bana da yapacak baska bir sey kalmadi. ilkonce cikma bir gosterge konsolu (instrument cluster deniyor ingiliscede) satin aldim ucuzundan , sonra gozumu kapayip giristim arabaya direksiyonun arkasinda hicbir sey kalmayincaya kadar. biraz korkmadim degil ama bir sekilde parcayi degistirmeyi basardim ve artik calisir durumda bir hiz gostergem var. yalnizca 2 vida arttirdigimi da gururla soyleyebilirim burada. tek degisiklik yeni parca baska bir arabadan cikma oldugu icin kilometre (ya da mil) sayaci farkli. arabanin mili bir anda 148.000'den 126.000'e indi. yani araba bir anda 22 bin mil genclesti. gerci satarken bunu soyleyecegim ama yine de araba boyle daha bir gicir gicir mi duruyor ne... 

sirada eski hiz gostergesini ne yapacagim problemi kaldi. ilkonce motora takmayi denedim ama biraz buyuk geldi.


 

sonra basucuma yerlestirdim ama yatakta kac mil yaptin gibi sorularla karsilasma stresi beni baska arayislara itti.

 
son olarak helada karar kildim. zaten gecmisten beri tuvalette roman bitirme gibi bir huyum vardi. cok sikayet aliyordum. bu sayede tuvalette yaptigim milin hesabini tutup ona gore daha hizli cikmam mumkun oluyor. bir aninin daha sonuna geldik, tesekkur ederim.

Cumartesi, Eylül 23

rainbow springs fotolari

Rainbow_springs
Eylul 22, 2006 - 14 fotograf
rainbow springs'in gulu ile kano yapmaya gittik cuma gunu. o isini asti, ben is aramayi. 1.5 saat kurek cektik. o guzel yandi, ben amele (tisortu cikarinca milli takim formasi ortaya cikiyor). Yuzdugumuz suyun yanina siseleme tesisi kurup camlica memba su diye butun florida'ya satmak lazim. donuste araba ask bocuklerinden gecilmiyordu. bu cifter cifter ucusan mahlukatlarin ben taa...

Pazartesi, Eylül 18

biyik konusu


uzun zamandir beni gormeyen arkadaslar biyiga sasip kaliyorlar. ama aslinda biyik birakmaya cok kucuk yasta baslamistim ben. iste o zamanlardan bir foto. yer anamur kalesi, sene 1984. tahmin ettiginiz gibi biyikli olan ben. annem, bulut ve de bulut'un diyarbakir karpuzu sponsorlu gobegiyle beraber boyle bir poz vermisiz...

Cumartesi, Eylül 9

Perşembe, Ağustos 31

korku dolu anlar

 iste sabah boyle bir sey yapti jim mus adindaki kedicik. arabanin icinde ise giderken bir seyler anlatiyordu, iki eli havada, sonra bir anda esneme geldi, kendinden gecti, iki el hala havada, agzi kukreyecekmis gibi esner-acik, karsidan karsiya gecmeye calisan zavalli yayalar arasinda korku sacti.

konu mankeni sevgili doruk'a seneler oncesinden bu fotografi kullanmama izin verdigi icin tesekkur... Posted by Picasa

Pazartesi, Haziran 26

Hudson nehrinde halay

Ersin ve Magda'nin dugunu icin NY'taydik. Ersin lisedeyken futbol ve voleybol oynardi, simdi NY'ta Turkler arasinda hali saha maci organize etmekle ugrasiyor. Bos zamanlarinda ise Economist okuyup, Deutsche Bank'ta yatirim bankaciligi yapiyor. Sagolsun evlenerek liseli arkadaslari bir araya getirdi, buyuk bir hayir isledi. Neyse lafi uzatmadan gelelim Manhattan aciklarinda teknede yapilan dugune. Ruzgarli bir cumartesi aksami tekneyle Hudson nehrine acildik. Ufak bir tekneydi ve 45 davetli vardi. Gecenin sonunda ozgurluk abidesinin onunde durdu tekne, bol bol dansettik. Tekne o kadar sallanmasa ve biraz daha yer olsa halay da cekecektik ama simdi halay basi olarak kendimi suyun icinde bulurum diye cesaret edemedim. Sonra Hurriyet'de haber olurduk: "NY'taki Turk dugununde teknedeki davetliler zor hava ve deniz sartlarina aldiris etmeden halay cekmege kalkinca halay basi da dahil olmak uzere 8 kisi kendini denizde buldu. Arama ve kurtarma calismalari devam ederken damat ve gelin cok uzgun olduklarini ama dugunun planlandigi sekilde devam edecegini soyledi. NY belediyesi bir sonraki aciklamaya kadar NY ve cevresindeki butun Turk dugunlerini iptal ettiklerini, davetlilerin ve cevre halkinin sagligi icin buna mecbur kaldiklarini soylediler."

Pazartesi, Şubat 20

kapalicarsi'da bir gezinti...

 fotograflarin arasinda gezinirken buna rastladim ve aralik'ta yapilmis kacamak gibi bir iki gunluk istanbul ziyaretini hatirladim. fotograf, kapalicarsi'dan. istanbul'da hava soguk, hatta buz gibi. bizim gibi florida'nin havasiyla simarmis kekler 2 gunlugune de olsa bu senelerin gectigi sehre gelince neye ugradiklarini sasiriyorlar. boyle soguk gunlerde yapilacak akillica islerden birisi kendini kapalicarsi'nin icine atmak olabilir. hele istanbul'a uzun zamandir ugramamissan ve cok yogun olarak duydugun kendi sehrinde turist olma hissini deprestirmek istiyorsan yapilabilecek en turistik aktivitelerden birisi.

bir kac sene once gelmistim en son. amerika'daki hocam ve esiyle beraber. istanbul'da bir konferans icin gelmistik ve ben bos zamanlarimizda tur rehberligi gorevini ustlenmistim. memleketi ve memleket insanini cok farkli bir acidan gormek icin ilginc bir firsat oldu. siz siz olun turist tanidiginiz falan gelirse turkiye'ye yalniz basina carsiya birakmayin. ben bir kere oyle bir gaflette bulundum. bizim konferans devam ederken hocanin esi nisantasi'na dogru yuruyup eczaneden yara bandi almak istedi, ben de olur, ne olacak tabii git dedim. girdigi ilk eczanede yara bandini sordugu delikanli hemen hesap makinasini cikarip bir makinaya, bir kadincagiza bakip 50 milyon demis. Kadincagiz da neyse ki o kadar kek olmadigindan, almayip cikmis dukkandan. Sonra yara bandini 500 bine aldik. Isin ilginc tarafi turk lirasi uzerinden verecegi fiyat icin hesap makinasina ihtiyac duyulmasi. muhtemelen 'ne kadar kaziklayayim simdi' diye dusunup kadincagizi suzerken elinde oyle teknolojik bir aletin manevi destegine ihtiyac duymus olmali... Daha sonra kapalicarsi'da yine hocanin esine bilimum dukkan sahibi 'come let me show you how to spend your money' diye atilinca ben neye ugradigimi sasirdim. neyse ki kadincagiz yine cabbar cikti, 'I don't need you to show me how to spend my money' diyerekten bu sol kanattan yapilan atagi da savusturdu. En son cikarken birisi yine 'I want your money!!' diye uzerimize saldirinca ben artik 'yuh!' dedim, yurdum insani gormeyeli kendini iyice asmis, sosyal giriskenlikte (siz yuzsuzluk diye okuyun) sollamadigimiz millet kalmamis yeryuzunde.

Pazar, Kasım 6

bir orlando macerasi

 biraz eskiye gidelim. gecen seneye. TSA baskani Can bir sekilde orlando magic'teki gerekli mercilerle gorusup orlando-utah jazz maci oncesi sahada folklor gosteri yapmamizi kabul ettiriyor. Karsiliginda biz de 300 seyirci getirecegiz. Orlando'da Hidayet, Utah'da Mehmet oynuyor. Florida'dan yuzlerce Turk de bu maci izlemeye gidiyor. Biz de iste orada daha once boyle bir seye sahit olmamis Orlando magic sahasinin parkelerinin uzerinde horon tepecegiz. Fakat ben asil bunu degil de cikip oynamadan once stada gelisimize deginmek istiyorum. Cunku tam anlamiyla bir turkis organizasyon yapiyoruz.

Butun folklorcu arkadaslar farkli arabalarla 1.5 saat mesafedeki Gainesville'den yola cikiyorlar. macin baslamasina az bir sure kala sadece can ile ben stad disinda elinde telsiziyle organizator amcami yatistirmaya calisirken diger danscilarimiz orlando'nun farkli yerlerinde trafigi asip stada ulasmaya calisiyorlar. adama bari turkiye video'muzu gosterin diyoruz. yok diyor, dans yoksa video da yok. turkiye tanitimi icin boyle bir firsat yakalamisiz birakir miyiz. Can, bana bakiyor dans edelim diyerekten. Ne yani 2 erkek binlerce seyircinin onunde el ele tutusup horon mu oynayacagiz? Ama sonunda vatansever duygular daha agir basiyor. Ilerde cocuklarimiza anlatiriz diye kabul ediyoruz. Guvenligin arasindan stadin altindaki dehlizlerden iceri geciriliyoruz. Ben hala dusunmemeye calisiyorum biraz sonra yapmak zorunda kalacagimiz seyi. Neyse ki biraz sonra beykin ile arzu da cikageliyorlar. Tarihin en hizli salvar giyme operasyonu ile hazirlanip kosturuyoruz. Tam o sirada ahmet'in de geldigi haberi ulasiyor telsizlerden. o da stadin baska bir kosesinde gelmis giyiniyormus. karsidan telsizden haber geliyor su anda corabini giyiyor diye. saniyesi saniyesi takip ediyoruz ahmet'in kiyafetini kusanisini. kostura kostura sahaya cikiyoruz, muzik basliyor, ahmet koseden gorunup kosup elimizi tutuyor ve dans basliyor!

plansiz, programsiz, son anda, ucu ucuna, tam turk isi ama operasyon basariyla sonuclaniyor. boyle bir basariyi gerceklestirebilecek bir baska millet yoktur yeryuzunde. cunku kimse boyle bir organizasyona bu kadar plansizca girismeye cesaret edemez bizden baska.

benim ise agzim kulaklarimda. amerikan seyircisinin karsisina turk kulturunu tanitiyoruz diye 2 erkek cikip hoplayip ziplamadigimiz icin. tribunlerde turk bayraklari dalgalaniyor, davut guloglu'nun nurcanim'i Orlando TD Waterhouse arenasini inletiyor, onumuzde kameralar karsisinda yorumcular biraz sonra oynanacak maci tartisirken gozleri bize kayip duruyor. gercek ustu bir tecrube, yasanip bitiyor saygisizca(?)

Salı, Ağustos 30


gainesville tavla sampiyonlari 2004 (elde kupa yerine sampiyonluk hediyesi incir receli)

Salı, Haziran 28


pek duyulmamis bir atasozumuz vardir, yeri geldi yazayim: gurbette bir buzdolabi dolusu ayran bulmak colde vahaya denk gelmeye benzer.

Cuma, Haziran 17


iste ozlenen manzara, elin sikago'sunda gozlerimizi yasartan bir kamyon yazisi. hem de 2005 model Mustang'in tamponunda. burdan noyan'a bir selam cakmak da boynumuzun borcu tabii..

Cuma, Mayıs 6

can'in sahte dogumgunu


ibret goruntuleri 3 Posted by Hello

yukaridaki fotoda da ibretle goreceginiz gibi italyan garsonlar cok ayip el hareketleri ile can'in dogumgununu kutluyorlar. oysa bugunun can'in dogumgunu olmadigindan bihaberler...

mekan karabas lokantasi


ibret goruntuleri 1 Posted by Hello

el bilek koordinasyonuna dikkat, goren de 40 yildir hergun 15 dakka bu hareketi yapiyorlar sanir. soyleyecek bir sey bulamiyorum.

hizmette sinir yok


ibret goruntuleri 2 Posted by Hello

vay be, gercekten de hizmette sinir yok. bundan sonra her aksam ve de ogle yemegine buraya gelecegim. manzara gozlerimizi yasartiyor, sayin seyirciler...

Pazartesi, Mayıs 2

bedelli askerlik

Hesabini yaptim kafamda, ne kadar olmus diye. Tam 3 ay. 3 ay once Burdur'daki 58. Piyade Egitim Alay Komutanligi'ndan elimde cantalarim sivil dunyaya geri adim attim. Askerlik maceram 28 gun surdu. Anlatmasi ise hala devam ediyor ve gorunen o ki bu kutsal gorevi yerine getirmis her vatan evladi gibi daha da edecek. Disariya adim attigim andan itibaren o kadar anlattim ki insanlar ya 28 gunden bu kadar malzeme cikarsa 15 ayda ne olur acaba demeye, dinlemeyenler ise sunlari bir toparlayip yazsana artik diye soylenmeye basladi. Ee ben de oturup yazdim sonunda, buyrun okuyun…

Bir Burdur Hatirati

Kislanin kapisindan iceri adim attigimizda artik dunyayi bildigimiz ve simdiye kadar yasadigimiz sekliyle disarida biraktigimizi ve farkli bir boyuta gectimizi hissediyorduk. Ilk 3 boyut, Burdur 58. Piyade Egitim Alayi'nda iceri adim atmis oldugumuzu, 4. boyut aylardan Ocak, yani bu sirin ilimizde bulunmak icin secilebilecek en soguk ay oldugunu soyluyordu. Bir de son bir boyut vardi ki, onu da burada gecirdigim 28 gun boyunca pek bir guzel kavrayacaktim: "Burasi askeriye, burda boyle" boyutu.

Kolay degildi bu boyuta alismak. Oyle her bunye kabul etmezdi. Mesela ben gobekli amcalar gordum askerligini yapmaya gelen, onlarin bunyelerinin kabul etmesi biraz zordu. Derler ya gencken yapacaksin askerligini diye. Belli bir yastan sonra sabretmek cok daha zor olur, biyiklari yeni terlemis onbasilarin kulaginin dibinde 'kogus bosalt!' diye bagirmasina, uzman cavusun 'konusmayin bak, koskoca adamlarsiniz, laftan anlayin ya' diye azarlama girisimlerinde bulunmasina. Komutanlara nasil hitap edecegimizi bile bir turlu ogrenemiyorduk. Ben bir kere 'hocam' dedim (neyse ki ortmenim! diyen olmadi), birisi komiserim dedi (oha!), birisi 10 dakka istirahat veren uzman cavusa soyle dedi:

- Allah sizden razi olsun komutanim.

Yuh sesleri arasinda komutanin uyarisi geldi:

- Biz askeriyede boyle tabirler kullanmiyoruz.

Ikinci alisilmasi gereken tarih icinde insanoglunun izledigi gelisim surecinde suruden bireye gecisin tersine donmesiydi. Oyle tek basina bir yere gitmek yoktu. Suruden kopani komutan kapardi. Boluklerini kaybeden erlerin kendilerini aramizda buldugu oluyordu:

- 3. boluk?!
- Kacinci tabur kardesim?
- 2.
- Yok, burasi 3. tabur, 3. boluk. Yanlis gelmissin.
- hebe hebe he...

Yuzlerindeki panik ifadesini gormeliydiniz.

Bizim boluk, bir yere gidecekse 84 kisi halinde gidiyordu. Nitekim zamanla bize de 84 kisi olarak nasil hareket edilecegini ogretmeye calistilar. Cok basarili olduklarini soyleyemeyecegim. Zira son hafta uzman cavusun aglamakli bir sesle az ve oz "Olmadi, yapamadik…" dedige sahit oldum. Bir ay boyunca gunde bir kac saat sol-sag-sol diye yurudukten sonra hala Beyoglu'nda gelip gecene bakar gibi yuruyenleri gorunce benim de yer yer tuhaf duygulara kapildigim oldu, itiraf ediyorum. Bir de sadece uygun adim yurumek yetmiyordu, yururken yeri gogu inletmek gerekiyordu:

- Ne-mutlu-Turkum-diyene!

Bu koronun coskusu ve sesinin gurlugu kisladaki en degisken seylerden biriydi.

- VATAN-SANA-caanim-fedaaa...

Basimizda bizimle yuruyen uzman cavusun ne kadar sevildigine, havanin sicakligina, nereye gittigimize gore alcalip yukseliyordu. Misal, eger cok soguk bir gunde sirtimizda tufekler egitim alanina gidiyorsak durum umutsuzdu. Ama eger donus yoluna gecilmis, kogus da ufukta gorunmusse ses bir anda yukseliyor, icimizde tarif edilmez bir cosku hissediyorduk. Bir de koseden baska bir bolugun yuruyerek gorundugune sahit olursak o zaman yer gok inlemeye basliyordu ki degme gitsin.

- HER-TURK-ASKER-DOGAR!

Evet, kislada hersey toplu halde yapiliyordu. Toplu halde yemek, uyku, kalkma, hamama gitme, cay alma (14 cay versene bize!), toplu fotograf ve toplu halde oylece durma. Her halde askerde en cok ne yaptin diye sorduklarinda verecegim cevap budur: Durdum. Komutan gelecek bekle, kafeteryaya gireceksin bekle, seminere gideceksin bekle, ya da komutanlar karar veremedi ne yapacagina ama bos birakmak da olmaz o yuzden bekle ve de 15 dakika cay-sigara molasi, sonra toplanip tekrar bekle.

Bir sure sonra insanlar yas olarak da bir geriye gidis yasiyor askerlikte. Yok, goruntu olarak degil, yani gobeklerin falan eridigi yok. Durum soyle gelisiyor. Ilk hafta gayet normal hareket edenlere ikinci haftadan sonra bir seyler olmaya basliyor ve bakiyorsun ki kendini yillar sonra cok tanidik gelen bir ortamda bulmussun. Kisaca ortaokul ortami diyebiliriz buna, hatta ortaokul yatakhane dersek daha da yerinde bir tanimlama yapmis oluruz.

- Ya Mahmut abi birak su palaskayi ya, cekme bak komutan bakiyor.
- Olum, sen de onundekininkini cek!

- Kardesim, kepini duzgun taksana.
- Sana ne be?
- Sonra komutan bize kiziyor!

- Kim atti lan o kartopunu?

- Bah, celme takma guzel kardesim!
- Ehi ehi ehee…

Hatta aramizda cok efendi bir amcam vardi, boyle nur yuzlu, kimseye kotu bir soz soylemeyen, kufur edildiginde 'tovbe tovbe' diye basini sallayan, herkes birine kizdiginda 'arkadaslar, kizmayin, o da kendine gore hakli olabilir' diyen. Bu amcama imam hoca adini takmistik (tabii bunda carsi iznine yesil kumas pantolonla cikarken gormemiz de etkili oldu). Neyse, bizim cok kil bir cavus vardi (zaten hep vardir ya), ufacik velet, hindi gibi kabarir, bagirir cagirirdi. Benim arkadaki Bahadir arkadas dayanamadi ve beklenen o efsanevi cumleyi sarfetti sonunda:

- Ulan, ben bu cavusu disarida yakalayip doverim!

Imam hoca yanimda duruyordu ve beni askerde en cok sasirtan hadiselerden birisi gerceklesti cunku kendisinin burnundan soluyarak soyle dedigini duydum:

- Benim icin de vur, karin bosluguna vur!

Aman imam hoca, sen ne diyorsun diye dondum ama imam hocaninki evliya sabri degil ki. Ellerini arkasinda kavusturmus, kafasini one egmis, postallariyla yerde micirlari karistiriyor ve devam ediyor:

- Dizine dizine vuracaksin…

Pes dedim. Agzindan kotu soz cikmayan, kimseyi kirmamak icin daldan dala atlayan imam hocayi da kaybettik.

Butun bunlarin yaninda cok cabuk kabullenilen seyler de vardi, ornegin uzerimize giydigimiz kamuflaj. Askerligin 2. gunu yeni kamuflajlarimizi giymis boluk olarak sirada duruyoruz. Giydik ya uzerimize hakileri, kendimizi 40 yillik asker gibi goruyoruz. Bir gun once kislaya adim attigimizdaki urkek durus gitmis, daha bir kendimizden emin bakiyoruz. Yanimizdan bizden bir gun sonra teslim olanlar geciyor, henuz sivil kiyafet icindeler. Urkek urkek bize bakiyorlar, bilmiyorlar ki onlardan sadece bir gun tecrubeliyiz. Tam yanimizdan gecerken gerekli mudahaleyi yapiyoruz:

- Comezler!!

- Sizin askerlik bitmez olum!

Bedelli askerligi diger askerliklerden ayiran bir sey ise duzenli olarak gittigimiz seminerlerdi. 350 asker konferans salonuna dolusup emekli albay, basbakanlik musaviri, diyanet gorevlisi, Turkce ogretmenleri kim gelecekse gelip bizi aydinlatmalarini beklerken projektorle kral tv yayini yapiyorlardi salonda. Gulsen'in 'of of' adli parcasinin klibi ekranda gorundugunde salonu derin bir sessizligin kapladigina sahit olmusumdur. Neyse. Konular degisiyordu, Ermeni sorunu, psikolojik harp, Avrupa Birligi, vs ama degismeyen bir sey vardi ki, o da ortamin heyecanina kapilan konusmacilar arada sirada daha once hicbir yerde duymadigim ozlu sozler sarfediyorlardi. Boyle anlarda hemen sol ust ceplerden askerin not defteri cikariliyor, sozler ozenle tirnak icinde dusuluyordu. Gunun sonunda kogusta defterler acilip bunlar karsilastiriliyor, genel bir fikir teatisi yapiliyordu. Simdi size bir bukle sunmak istiyorum (yorumsuz veriyorum, zira bir kismina daha once deginmistim):

1. "Biz, hep insanligin yararina buluslar yapmisizdir. Siz hic atom bombasi bulan Turk gordunuz mu?"

2. "Yabancilar Turkiye hakkinda hicbir seyi dogru bilmiyor. Buraya gelip normal insanlarla karsilasinca Turkiye'nin nasil cennetten bir parca oldugunu animsiyorlar."

3. "Disaridakiler bizi anlamakta zorlaniyorlar. Oylesine kendine has bir milletiz."

4. "Hazarfen eger calismalarini devam ettirebilseydi, belki de ucagi ilk bulan Turkler olacakti."

5. "Cok zeki, cok caliskaniz. Cok buyuk bilimadamlarimiz var dunyada ama haberimiz yok. Ayrica dunyanin en terbiyeli, en misafirperver milletiyiz."

6. "Hep kendi catismalarimiz sebebiyle cokmusuz. Baska bir devlet bizi yikmamistir."

Konferans salonu deyince burada bir Pazar ogleden sonrasi yapilan TRT Mehmetcige moral programina da deginmeden edemeyecegim. Almanya'dan, Amerika'dan canli telefon baglantilari ile sansli bir kac askeri aileleri ile gorusturuyorlar, sarkilar, turkuler, vs. Hersey iyi, guzel yalniz ilk cikan sarkici bizi biraz dumura ugratti. Soyle bir ortam hayal edin, 350+ mehmetcik bir salona dolusmus hazirol oturusunda pur dikkat dinliyor ve assolist ablanin sarkisinin sozleri su sekilde:

uzum ezer gibi
sarap yapar gibi
elma disler gibi
kana kana soluk soluga sevistik
alev alev ciglik cigliga
ipe gerer gibi sevistik
demir dover gibi
dumen tutar gibi
yelken acar gibi sevistik
alev alev ciglik cigliga

(hicbir abartma yoktur, aynen askerin not defterinden aktarilmistir)

Salondan cit cikmiyor (adeta firtina oncesi sessizlik), arada sirada birbirimize kacamak bakislar atip bu sarkinin anlam ve onemini kavramaya calisiyor ama basarisiz oluyoruz. Sarki bittikten sonra sunucular assolisti yanlarina aldilar, sarki sonrasi klasik sohbet havasinda. Erkek sunucu dayanamadi ve sordu:

- Burda 350 tane aslan gibi mehmetcik var, alev alev ciglik cigliga, nasil ya?

Ve sayili gun cabuk geciyor gercekten. Bizim manga 14 kisi. 14 kisi, 28 gunlugune de olsa gunun her anini beraber gecirmisiz ve bakiyorum bu kadar sureden beklenmeyecek bir samimiyet yakalamisiz. Telefonlar, meyiller alinip veriliyor son gun, otogarda huzunlu vedalar. Oyle de olsa yine tekrar uzamaya baslayan biyik altindan gulumsuyorum cunku kislaya adim attigim ilk gun geliyor aklima. Bascavus, hayati bilgiler veriyor, uyarilarda bulunuyor:

- Arkadaslar, Burdur esnafi yamyam, dikkat edin.

- Bakin altini 3 kere kirmizi kalemle ciziyorum. Carsiya ciktiginizda asortik insanlardan uzak durun (tabii bu cok genel bir kavram, bascavusun ne dedigini anlayan anladi ama her yerde kullanilabilir. "Kardesim, adam gibi yurusene siranda, asortik misin nesin ya!")

Bak bitiremiyorum yaziyi bir turlu, bitmiyor ki aklima gelenler. Simdi bizim yuzbasi beni cok severdi. Yine bir gun gittim dedim ki 'ya yuzbasim, bugun cok canim sikkin, bir carsi izni yaziversene'… Neyse.

Ilk gunun aksaminda kogusta siraya girdik, yine bir seyler imzaliyoruz. Baktim kagidin uzerinde 50-60 madde var. Butun cumleler, etmeyecegim, yapmayacagim, tutmayacagim, cikmayacagim, vs ile bitiyor. Eminim hepsi zaman icinde birisinin yaptigi ve basina bir sey geldigi icin listeye eklenmis maddeler, liste yillar icinde uzadikca uzamis. Ama iclerinden bir kac tanesi ilgimi cekti, sizlerle de paylasmadan edemeyecegim:

- Terli terli su icmeyecegim.

- Kazan dairesine inip vanalarla oynamayacagim.

ve benim favorim:

- Hamamda arkadaslarla 'saka' yapmayacagim.

Son sabahimizda kogusun onunde siviller icinde siraya girmisiz, heyecanla bekliyoruz. Bizden bir gun sonra teslim olanlar, yine bir gun sonra terhis olacaklar. Dolayisiyla kendilerinde bir burukluk var tabii. Terhis belgelerini alip kisla kapisina dogru yollaniyoruz. Donup arkada ertesi gun terhis olacak, kamuflaj icinde bekleyen mehmetcik arkadaslarimiza seslenmeden edemiyoruz:

- Sizin askerlik bitmez olum!

Salı, Nisan 19

sevisme sahneleri

bu siteyi ilk kurdugumda bir de java kodu eklemistim. arama motorlarindan yolu bu sayfaya dusenlerin hangi kelimeleri ararken buraya geldiklerini gosteriyor. hay eklemez olaydim. aranan kelime gruplari arasinda en populerlerinden birinin "sevisme sahneleri" oldugunu gordum. zamaninda istanbul kanatlarimin altinda filminde hazarfen ustad ile sevdiceginin gonul maceralarina gonderme yapmis, orada kullanmis bulunmustum bunu. hatta amcamin (amca oldugunu varsayiyoruz) bir tanesi Iran'dan aramis google'dan. simdi benim kalbimi kiran sey bu amcamin benim siteye geldiginde duydugu hayal kirikligini bilmek. buyuk bir heyecanla google'a girip yaziyor: seeviiisme sahneleri. ve hoop bizim sayfaya geliyor. ne ararken ne bulduk. tepkisi soyle bir sey olmustur muhtemelen:

- bu ne beaah!!

The Straight Story

yakin zamanda izledigim bir film. yonetmen David Lynch. ama kendisinden beklenmeyecek kadar sade ve huzurlu bir film cikmis ortaya. kalp krizi geciren ve yillardir gormedigi kardesiyle barismak icin 300 kusur millik yolu bir cim bicme makinasi uzerinde kateden ihtiyarin yoldaki maceralari ve verdigi hayat dersleriyle bir kac kere izlenebilecek gibi. en cok bas kahraman Alvin Straight'i sevdim. adamin oyunculugundaki detaylar ve aralara serpistirilmis bilge sozleri keyif verdi. misal, "the worst thing about getting old is remembering when you was young. I learned to separate the wheat from the chafe and let the small stuff fall away." yine Lynch vari sembolizm ordan burdan cikiyor ama filmin sonunda 'bu neydi ya?' sorusu (bkz. mullholland dr. ve lost highway) yerine soyle bir arkaniza yaslanip 'vay be...' diyorsunuz.

bir de tabii bas kahraman Alvin'in (Richard Farnsworth) hikayesi var. filmde 2 adet bastonla hareket ediyor, oturdugu yerden zor kalkiyor. gercek hayattaki durumu da farkli degil. filmin cekimi esnasinda eklemlerindeki romatizmadan dolayi buyuk aci cekiyor, cok az sahnede ayakta gorunuyor zaten. bunun uzerine bir de kanser. filmde hayatla alacak-verecek birakmamak icin yola cikan Alvin filmin cekiminden sonra intihar ediyor. uzun ve konusma olmayan sahnelerde dusuncelere dalmis bir bilge edasiyla cim bicme makinasiyla yol alirken aklindan kendi hayatinin sonunu tarttigini bilmek filmi bambaska bir sekle sokuyor insanin gozunde.

budur iste. ilk film yazisini da yazmis olduk boylece.

Cuma, Nisan 15

uyandırma servisi

nargile'nin nur topu gibi bir kardesi oldu, vatana millete hayirli olsun, burada yaptigimiz sululuklari affettirsin...